Genel

DOĞUM HİKAYEM

dogum-hikayem

Gel bebek gel!

Tarihlerden 23 Kasım 2016 Çarşamba gecesi. Mila karnımda ve cuma günü tam 40 haftalık olacak. Gece yatağımda döndüm durdum. Cumartesi günü de kontrolümüz var. Artık doğsun diyorum ne kontrolü. Eşimle konuşuyoruz arada. 40 haftalık olduğuna göre artık doğabilir diye. Gökhan ile onu çok sevdiğimizi söylüyoruz yine her gece yatmadan önceki gibi. Ama ben artık çok merak ediyorum. Sesini, tipini, ona bakarken ne hissedeceğimi. Çok sabırsızım. Ne zaman doğacak acaba bu kız? Artık her şeyi de hazır 40 haftalık da oluyor artık doğsun bence. Ben böyle düşünceler içerisindeyken Mila içeriden kıpır kıpır bana nispet yapıyor. Öğlen tuvaletimi yaparken garip birşey gelmişti benden mukus gibi koyu bir şey. Acaba nişan mıydı o onu düşünüyorum. Gece böyle düşüncelerle geçerken ben Mila’nın yolunu yapmaya başlayayım da o zaten doğar doğacağı zaman dedim. 🙂

Perşembe sabahı oldu sabah 08:00. Gökhan’ı işe geçirdikten sonra Mila ile konuşmaya başladım. Odasını gösterdim, evi gezdirdim, “Bak burası senin odan, bak burası yatağın, bunlar kıyafetlerin.” Aynaya baktım “Bak ben senin annenim seni görmek için sabırsızlanıyorum. Seninle beraber burada oyunlar oynayacağız. Sen ne zaman istiyorsan o zaman gel tabi ama bak her şeyin hazır biz de hazırız. Artık gelebilirsin”
Sonra evdeki bütün dolapların kapısını açtım. Salon, odalar, mutfak. Camları açtım. Böyle bir batıl inanç var bana da iyi hissettirdi. Açıklık gelsin, her şey açılsın diye diledim. Biraz müzik açtım dans edeyim diye. Zıplamak hoplamak doğumu kolaylaştırır çabuklaştırır diye de biliyorum. Dansı da sevdiğimden kendimi tutamadım. Hızlı müzikte başladım ben rap yapmaya. O da öyle bir illet başladığım zaman duramıyorum. Bir o şarkı bir bu şarkı, 80ler, 90lar. Kah Madonna kah Vanilla Ice en cok da Snap derken ben iyice kan ter içinde kaldım.
Zaten olmuş 40 haftalık artık erken doğum olayı da yok. Sonra hızımı alamadım bir de pilates topunun üstünde zıp zıp zıpladım. Sonra bir tuvalete gitme ihtiyacı geldi. Bu sefer daha da büyük bir şey pat diye tuvalete düştü. Yani kusura bakmayın buraya her şeyi yazıyorum yoksa nasıl anlatayım ben bu doğumu. Bu sefer anladım tamam bu bildiğin nişan. Yaşasın nişanım geldi. Ama biliyorum ki nişan geldikten sonra 72 saat bile geçebilir doğum için. Yani hala kesin doğuracağım bugün diye bir durumum yok. Ama Mila’ya bir göz kırptım. Kızım ne güzel dinliyorsun sen anacığını.
O gün de annem gelecek kahvaltıya. Saat 11 falan oldu annem geldi. Bütün dolaplar açık ya “Aaa bu ne böyle kapılar hep açık kalmış”  diyerek şaşırdı tabi. Dedim Mila gelecek o yüzden. Annem de anlamadı suratıma bakıyor öyle ne yapsın. Artık delidir ne yapsa yeridir diye düşünüyor zaten. 🙂  Zaten o gün de doğum psikoloğumla görüşmeye geldi. Onun için de hem heyecanlı hem komik geliyor ona. Annecim senin doğum korkuların ya da doğumda yasadığın travmalar vesaire bana geçmiş olabilir o yüzden bir görüşmen gerekiyor. Bir de benim nasıl bir doğum istediğimi anlatacaklar sana bana destek olman açısından diyorum. Annem de kızım ben travma falan yaşamadım üçünüzü de gittim 2 saatte doğurdum geldim. Ama sen de bu konuda çok bilinçlisin maşallah diye de ekliyor.
Kahvaltıda annemle doğum olursa ne yapacağız diye konuştuk. Annem de o akşam kalacak ama içine de doğmuş gibi yanına 10 günlük kıyafet almış atmış bagaja gelmiş. Valla anne ben kimseyi istemiyorum doğumda diyorum. Sadece Gökhan ile gideceğiz biz. Kimseye de haber vermeyeceğim doğurduktan sonra bakarız. Annem de artık bıkmış söyleyip durmamdan ayy ne yaparsanız yapın  diyor.
Öğlen saat 14:00 gibi Nisantaşı’ndaki Keşkesiz Doğum Merkezi’ne gidiyoruz. Zaten Neşe hocayı anneme anlatmıştım ” çok tatlı  bir tanem o benim ” diye ve aynısı ona da oluyor. Doğum psikoloğum Neşe Karabekir’i görüyor ve ilk görüşte aşk yaşıyorlar. Üçümüzde sarılmalar, kucaklaşmalar derken Neşe hocam annemi alıp içeriye götürüyor, ben ise enerjisini çok sevdiğim salonda tek başıma kalıyorum. Bu arada bende hafif gaz sancısı gibi giren sancılar başladı ama kimseye söylemedim. Bundan sonra bu sancı dediğimiz şeyden ben dalga diye bahsedeceğim.
Annem görüşmedeyken oradaki pilates topuna oturdum. Başında ve sonunda 2 defa dalga geldi. Aralarında 40 dakika falan var. Pilates topunda dairesel hareketler yaptım. Sonra zıpladım biraz. Artık gel Mila hazır anneannen de gelmiş. Sonra çok sevdiğim arkadaşım Zelal ve kızı geldi onunla biraz muhabbet ettik ve ben yine yalnız kalıp devam ettim hareketlerime.
Oradan annemle çıktık biraz gezindik, öğlen yemeği, kahve derken  akşam oldu neredeyse, sonra Citys alışveriş merkezine gittik. Benim dalgalarım biraz daha artmaya değil ama arası sıklaşmaya başladı. Saat 18.30 civarları. Hala mağazaları geziyoruz. Yürümek bayağı iyi geliyor. Sonra ben dalga geldiğinde kıyafetlerin arkalarına saklanmaya başladım hafif duraksamalara başladım. Annem anladı durumu. Kızım doğuracaksın buralarda hadi gidelim artık eve diyor. Ben yok yok Gökhan gelecek yemek yiyelim gideriz diyorum.

Ciddi ciddi doğum başlıyor!

Bu arada hem ebem hem doulam Serpil Varlik’a mesaj attım artık dalgaların ara ara geldiğini, bazen 5 dakikada 1, bazen 10 dakikada bir, bazen yarım saatte bir. Hala baya düzensiz. O da durumun çok iyi olduğunu bedenimin hazırlandığını söyledi. Daha sonra Gökhan geldi ben bütün hamileliğim boyunca aşerdiğim gibi yine sushi istiyorum. Ne de olsa çocuğun babası samuray. 🙂 Wagamama’ya oturuyoruz. Önce Sushi yiyorum bir kaç tane. Tabi sadece balıksız olanlardan bir de balıklı ama pismiş olanlardan. Sonra bir de yemek sipariş ediyorum. En acılısından. Thai curry chicken ama çok acı olsun lütfen diyorum garsona. Yemeğimi benden başka kimse yiyemiyor ama ben gözümden yaşlar gelmesine rağmen nasıl yiyorsam yiyorum.  Çünkü biliyorum ki acı doğumu kolaylaştırır ve hızlandırır. Annemle Gökhan’a söylüyorum valla inat ettim bu doğum bugün olacak. Artık annemle Gökhan şaşkın bakışlarla beni izlemekten başka bir şey yapamıyorlar. Ben gözlerim yaşara yaşara acılı yemeğimi yerken arada bir elimi kasıklarıma götürüp 2-3 saniyeliğine ahh diyorum sonra yine devam ediyorum. Neden sonra jeton düştü ve sanki hiç o kadar eğitimi alan biz değiliz ve aaa bakalım ne kadar zamanda bir geliyor dalgalar dedik. Saat tutmaya başladık. Baktık 15 dakikada bir. Ayy doğuracak mıyım acabaa? Hala sanki öyle bir şey olacakmış gibi bir havamız yok. Hala restoranda oturup muhabbet ediyoruz. 🙂 Ama ne olur ne olmaz artık eve gidelim diyoruz.
Saat gece 23.00 gibi dalgalar bu sefer düzenli olarak 15 dakikada bir olmaya devam ediyor. Serpilciğime yazıyorum yine. 7-8 dakikaya düştüğünde ya da daha öncesinde de ihtiyaç duyarsan beni ara internetimi kapıyorum geceleri diyor.
Herkes yattı. Annem salonda ben ve Gökhan yatak odasında. Gökhan arada bir uykuya yenik düşüyor dalıp gidiyor ben de dalga aralarında bazen nasıl oluyorsa acayip uyuyorum. Gece 01.00 dalgaların arası artık düzenli olarak 10 dakikaya düştü. 10 dakika aralarda nasıl uyuyorum ben de anlamadım. Dalganın artık boyutu değişti gaz sancısı ya da regl sancısı gibi değil de sanki bir bıçak batırılıyormuş gibi kasıklarıma. Ben artık yatakta yatmaktan ziyade yere çömelme pozunda daha rahatım. Sırtım yatağa dayalı bacaklarımın arası açık. En çok bu şekilde rahat olduğumu anlıyorum. Çünkü bu şekilde en iyi rahat  bırakabiliyorum kasıklarımı. Çünkü dalga geldiğinde kasmamam gerektiğini biliyorum. Farklı şeyler düşünmeye çalışıyorum. Yürüyorum yürüyorum evin içinde ve dalga geldiğinde yere bu şekilde çömeliyorum. Gece 02:00’de dalgalar 7-8 dakikada bir gelmeye başlıyor ve ebeciğim Serpil’i arıyoruz.
Serpilcigim hemen geliveriyor. Bu arada dalgalar artık kasılmaya dönüştü. Kasılıp kalıyorum dalga geldiğinde. Karnım sertleşiyor, bazen sivrileşiyor, sanki karın kaslarıma, kasıklarıma kramp giriyor, nefesim duruyor sanki. 10 saniye falan. Sonra geçiyor.
Ben artık doğuracağım galiba ne zaman hastaneye gideceğiz diyorum Serpil’e. Bir bakalım diyor. Mila’nın kalp atışlarını dinliyor okey her şey yolunda. Sonra bir açıklığıma bakacağını söylüyor. Uff bunu da biliyordum da nereden çıktı bu şimdi. Hemen iki dalga arasında bakıyoruz. Soyunup yatağa uzanıyorum ve Serpil elinde bir şeyle (ne olduğunu görmedim ya da hatırlamıyorum) bakacağını söylüyor. Smear yaptırırken olan his gibi bir his. Bu biraz canımı yakıyor zaten o sırada hassasım bir de. Tam bakarken dalga gelirse diye de korkuyorum çünkü çömelemezsem o sırada biterim 🙂 Bakıyor tamam biraz daha evde durabiliriz rahat rahat diyor. Kaç cm diyorum önce söylemek istemiyor ama sonra söylüyor. 4 cm açılmışım. Yahuu ne 4ü yaa! Bu kadar şey daha 4 mü?? Baya sinir oluyorum ben zannediyorum ki 5 dk sonra doğum yapacağım. Daha 10 cm olacağım da ondan sonra oohoo. Neyse ama yapacak bir şey yok.
Herkes yine yatağına, ben bir yatak odasındayım bir koridorda bir mutfakta. Yürüyorum ve dalga geldiğinde çömeliyorum ya da bir yere tutunuyorum. Aaaaaaaa diye yavaştan sesler çıkarmalara başlıyorum kasılma gelince, bağırma gibi değil ama şarkı söyler gibi.
Serpilciğim arada yanıma geliyor, Mila’yı dinliyor, belime şifalı  yağlarla masaj yapıyor, Gökhan ile bana çok iyi gittiğimi söylüyorlar. Kasılma geçtiğinde çok rahatım eşyalarımı falan kontrol ediyorum, artık 5 dakikada bir olduğundan daha gelmeden pozisyonumu alıyorum ki rahat rahat geçireyim. Nefes alıp veriyorum, sesler çıkarıyorum, kalçalarımı döndürüyorum ve atlatıyorum böyle dalgaları bir bir. Yüzümde bir gülümseme bile var çok ağrı hissi vermiyor bana bu dalgalar. Kasık bölgemi iyice rahat bırakmaya çalışıyorum sıkmaktan ziyade. Bu arada bütün ışıklar kapalı abajurlarla loş bir ortam var evde.
Daha sonra Gökhan’a ve Serpil’e artık gidelim hastaneye diyorum çünkü ben popomun üstüne imkansız oturamıyorum artık dalga geldiğinde. Arabada nasıl gideceğim? Bakıyorum saat 05:00 olmuş. Neyse ki hastane bize 3 -4 dakika. Dikilitaş’tan Fulya Acıbadem’e. Eşyaları toparlıyoruz, annem bize yolluk yapmış, vedalaşıyoruz. Hadi anneciğim hakkını helal et.

  

Hastaneye yerleşiyoruz

Yolda çukurları geçtim en küçük taşı bile baya hissediyorum. Yavaş gitsek bir dert hızlı gitsek bir dert. Ellerimle tutacaktan tutup popom havada gidiyorum yoksa çukurlara girince zıpladıkça falan ağrım oluyor. Arabada giderken de bir adet dalgayı karşılıyorum.
Hastaneye varınca odamızın olduğu kata çıkıyoruz. Ne güzel karşılıyor bizi personel, beni prenses gibi karşılıyorlar. Gece olduğu için hiç ses de yok oda da loş. En sevdiğim.
Odamıza yerleşiyoruz. Hemen Mila’nın kalp atışlarını dinliyoruz bu sefer cihaza bağlanarak.

a

Serpil ılık duşun rahatlatacağını söylüyor ben duş alıyorum ara ara gidip. Kasılmalarım artık üç dakikada bire düştü. Bundan sonra saati falan bilmiyorum. Baya bir transa geçtim ne oluyor ne bitiyor bilmiyorum ve hatırlayamıyorum şuanda da.
Doktorum Hakan Çoker, doğum psikoloğum Neşe Karabekir ve Hayriye ebe geliyor. Seviniyorum onları görünce artık doğuracağım diye.
Ama beni yine Gökhan ile baş başa bırakıp çıkıyorlar yine. Yahu doğuruyoruz burda heeyy.

 

Sonra sancı odasına geçiyoruz. Ben Gökhan ve ekip. Orada da ben yatağa hiç yatmıyorum. Dolaşıyorum, dalga geldiğinde çömeliyorum ya da yanımda kim varsa elini kolunu sıkıyorum. Havuzumuz da kurulmuş. İstediğim şey suda doğum yapmak. Ama biraz daha girmememi söylüyor doktorum. Arada havuza tutunuyorum Serpil ebem sırtıma belime şifalı dokunuşlarından yapıyor.

  

Daha sonra Gökhan koltuğa oturuyor beni koltuk altlarımdan yakalamış ben yine çömelme pozundayım. Neşe hocam her daim yanımda. Artık kalkıp yürümüyorum da. NST ile dinleyip notlar alıp ebemle doktorum birbirlerine kaş göz yapıyorlar. Bir ara bunu farkettim bir sorun mu var diyorum. Doktorum biraz kalp atışları düzensiz diyor Mila’nın. Bu şekilde kalalım bence artık hiç suya girme zaten artık doğurdun doğuracaksın diyor. Yine çıkıp gidiyor. Arkasından ben bağırıyorum bir de kafam güzel. Yaaa nereye gidip duruyor bu diye. Hemen kapının önünde merak etme diyorlar 🙂 Sonra gelip her şey çok güzel gidiyor hislerine dön çok güzel şeyler yaşıyorsun diyor.

Artık kasılmalarım 2 dakikada bir 1 dakika sürüyor. Ve şiddeti de daha fazla. Doktorum geliyor yine. Ben böyle tiz ve çıkmayan sesimle “Hocam siz alamaz mısınız çekip bebeği be böyle itsem? Ben ıkınsam siz çekseniz? ” Ben bir yardımcı olun Memet Ali Bey’e bağlamışım ama kimse bana yardımcı değil. Zaten kaç saattir squat pozundayım. Demir gibi bacaklarım oldu  🙂

Herşeyin sonu yeni bir başlangıç  

Bu arada ebeme ne zaman olacak diyorum. Geliyor çok az kaldı merak etme. Sıkma kendini sıkarsan olmaz. Rahat bırak. Bak az kaldı kahvaltı yapacaksınız üçünüz birazdan ya muhteşem diyor. Ben var ya en çok bu cümleden aldım o sırada gazı. Evet komik ama kahvaltı yapacaktık doğum olduktan sonra. Hem de Acıbadem Fulya hastanesinde :)) Off ne güzel şeyler vereceklerdi bana kesin ballar peynirler. En iyisi rahat bırakayım dedim kendimi. Ucunda kahvaltı var. O kadar da acıkmışım ki. Sonra doktorum da bana baktı ve her zaman rahatlatıcı olan ses tonuyla “Hadi artık bundan sonra hiçbir şey kalmadı, doğuruyorsun, her şey yolunda merak etme sadece bebeğini düşün hislerine odaklan şimdi eğitimdeki şeyleri hatırla ben sana ıkın dediğimde ıkınacaksın dur deyince duracaksın. Şimdi bir yanma hissi gelecek o zaman hemen ıkınmıyorsun üflemelere başlayacağız. Ok şimdi,
-Üf üf üf üf üf üf üf üf üf
-Devam
-Üf üf üf üf üf üf
Sonra tam kasılma geldiği an;
-Ikın şimdi ( ıkınma değil aslında da kontrollü bir şekilde itme yani)
-Aaaaaaa
-Biraz daha
-Aaaaaaaaaaaa
-Biraz daha
-Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!
-Tamam dur yavaş sakin
(Burda Mila’nın başı gözüküyor artık bana ayna verdiler saçlarını gördüm, artık o da beni bekliyor ben de onu)
-Üf üf üf üf üf üf üf
-Tamam son bir ıkınmayla bebeğine kavuşacaksın, hadi bakalım güçlü ol
-AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA!
Ve sonra Milayı kucağıma veriyorlar. 25 Kasım 2016 Cuma Saat 08:30 Oracıkta yerde oturduğum yerde üzerinde sıvılar, kan, tüm doğallığıyla göğsümde Mila ,Gökhanla sarılıyoruz Mila’ya. Ağlamalar, kahkahalar birbirine karışıyor. Göğsümde yatıyor o kadar minicik ki. Allahım bu nasıl bir duygu. Ben hayatımda yaşamadım böyle bir şey. Ne kadar güzelsin. Bu aşk da değil başka bir şey. Cennette gibiyim.


Biz hala aynı pozisyonda aşkımızı yaşarken doktorum Mila’nın kordonunu kesti hafif üstünü sildiler. Çocuk doktoru yapması gerekenleri yapıyor, Mila’nın kalbini dinliyor kontrollerini yapıyor. Ama Mila hep göğsümde. Mila’nın aşısını ve topuk kanını o gün yapılmasını başından istemediğimizi söylemiştik. O yüzden işleri de çok uzun sürmedi.
Sonra benim işim hala bitmemiş doğum masasına geçtim, Mila’yı babasına verdik ben geçerken. Benim doğumum henüz bitmemiş halletmem gereken bir şey daha var plasentası. Doktorum biraz bastırdı karnıma masaj yapar gibi ama buraları çok da hatırlamıyorum. Zaten kaç saattir doğum sancısı falan hiçbiri koymadı, orada o masaya yatmak çok zor geldi bana 10 dakika bana asır gibi geldi. Doktorum bana hiç yırtığın yok hafif çizik var diyor. Oraya 2 incecik dikiş atıldı. Neyseki perinede hiç yırtık yok. Yaptığım masajlar işe yaramış. Mila’nın da kilosunu boyunu ölçmüşler. 47 cm ve 2800 gram ağırlığında. Sadece kafasına beresini takıp yine kucağıma verdiler.  Daha doğrusu karnımın üstüne yatırdılar. Kafasını kaldırdı bana baktı. Ama hiç ağlamıyor. Sonra yavaş yavaş mırç mırç kedi gibi sesler çıkara çıkara geldi göğsümü buldu, hiç ellemedik biz bir 10 dakika sonra kendi memeyi bulup emmeye başladı. Baya kafasını kaldırdı sürüne sürüne kendini çekti. Denize giden kaplumbağalar gibi buldu o da gitmesi gereken yeri.
Odadaki işlerimizi bitirdik ve yürüyerek çıktık dışarıya. Mila Gökhan’ın kucağında hastanedeki diğer insanlar bizi tebrik ediyor. Çok havalı bir yürüyüş oldu 🙂

Odamıza geldik sanki hiç bir şey olmamış. Sonra hayal ettiğim gibi olmasa da kahvaltımızı getirdiler. Hakikatten üçümüz yalnız bir şekilde kahvaltımızı yaptık saat 09:30 gibi.
Neşe hocam annemlere haber vermiş doğum anında da bilgilendirmiş onlar o yüzden hiç merakta kalmamışlar.
Sonra ailelerimiz geldi ve yeni aile üyelerini selamladılar, kokladılar, kucakladılar.
Her şey o kadar güzeldi ki ne mutlu bana tam hayalimdeki gibi bir doğumum oldu. En doğalından ve en keşkesizinden.  Hem de havuz başı manzaralı… 🙂

 

0 Comments
Share

Hande Özbakır Seçkin

Reply your comment

Your email address will not be published. Required fields are marked*